James De Givenchy 1972.


MODA İMPARATORLUĞUNUN TAHTINDA GERÇEK BİR MARKİ
Ucu dört asır öncesine dayanan soylu bir aileden gelir. Upuzun bir ismi vardır. Fakat moda evinin kapısına astığı tabelada kısaca şöyle yazar : GIVENCHY

45 yaşındaki ünlü modacı üstteki fotoğrafta eski manken ve yıldız Capucine ile bir arada görülüyor. Hiç evlenmemiş yakışıklı patron bu sefer şeytanın bacağını kıracak gibi...

GIVENCHY'nin asıl adı Marki Hubert James Taffin De Givenchy'dir. Ama alelade bir terzi değil soylu mu soylu bir kişidir. Fransa'nın kuzeyinde malikaneler kurmuş, çevredeki kömür madenlerini işletip aileye bitmez tükenmez bir servet kaynağı kazandırmış kişilerden gelir.
Ailenin yedinci göbekten torunu olan yakışıklı Marki moda dünyasına hükmeder.
Moda aleminin geçmişinde pek çok taçsız kral sayılabilir. Bunların hepsi bir süre krallıklarını sürdürmüşler sonra yerlerini kendilerinden daha başarılı meslektaşlarına bırakmışlardır. Givenchy ise bu taçsız, unvansız yapmacık krallar arasında gerçek bir marki olarak müstesna yerini daima muhafaza etmiştir.
Bugün 45 yaşında olan James De Givenchy, 17 yaşındayken moda ressamlığına merak sarmış. Bir yandan hukuk öğrenimini sürdürürken bir yandan da devrin tanınmış modacısı Cristóbal Balenciaga'nın yanında eğitim görmüş, daha sonra Jacques Fath'in yardımcısı olmuş. Ve nihayetinde 20 yıl önce (1952) Paris'in göbeğinde muhteşem bir atölye kurmuştur.
Dedelerinden kalan servetin yardımıyla kurduğu moda evi bugün Monako Prensesi, Jackie Onassis, Audrey Hepburn ve Capucine gibi şöhretli kadınların uğrak yeridir.

TAPINAK HAVASINDAKİ ÜNLÜ MODA EVİ
Paris'in en lüks semti sayılan 5. George caddesindeki Givenchy moda evi kutsal bir tapınak gibidir. Kapıyı her çalan içeri giremez.
Moda evinde çalışanlarda müşterilere karşı gayet kibar fakat mesafeli davranırlar. En müşkülpesent, en kaprisli müşteriler bile Givenchy'nin moda tapınağına girdikleri zaman buranın disiplinine kendilerini uydurmaya çalışırlar.
Marki Givenchy işine son derece bağlıdır. Her sabah erkenden bürosuna kapanıp akşamın geç saatlerine kadar durmadan çalışır. Dedelerinin kuzey Fransa'da kurduğu ünü, Paris'in göbeğinde sürdürmek yorucu bir iştir. Fakat yakışıklı Marki hayatından şikayet etmez. O, moda dünyasının gerçek asalet unvanına sahip tek hükümdarı olarak her geçen gün şöhretine şöhret katmaktadır.
Bu yakışıklı ve şöhretli adamın elinden çıkan kıyafetlerle güzelleşen ve şıklaşan kadınların çoğu onun kalbine hükmetmek için can atarlar. Ama imparator güzel müşterilerinden hiçbiri ile ilgilenmez....1972