Fatih Camii, İstanbul 2016


Fatih külliyesi Sultan 2. Mehmed (Fatih) üstte ve altta görülen Fatih camii ve onun etrafına inşa edilen çeşitli külliye binaları için şehrin tam orta yerinde eski Havariyyun kilisesi (Agioi Apostoloi) yerini seçerek kendi adını taşıyan vakfının külliyesini burada tesis ettirmiştir.
Tam ortasında caminin yer aldığı külliye bütünüyle simetrik bir plan uyarınca şehrin tam merkezine yerleştirilmişti. Caminin iki yanında medreseler, bunların ön kısmında bir tarafta tabhane, öteki tarafta darüşşifa, daha ileride bir çarşı ile bir de hamam yer almıştı. Bazı binaların merkez ile bağı 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılaşma faaliyetleri, evler ve diğer binalar sebebiyle kesilmiş ve külliyenin tertip düzeni bozulmuştur.
Sultan 2. Mehmed (Fatih) fetihten hemen sonra kiliseyi Ortodoks patrikliğine tahsis etmişken çok harap bir halde olan bu büyük binada barınamayan patriğin 1455'de taşınması üzerine kilisenin yerine kendi adını taşıyan külliyeyi tesis ettirmiştir.
Havariyyun kilisesi yerinde 1463 yılında başlayan inşaat 1470 yılına kadar sürmüştür. Bu külliyenin Hristodulos adında bir Rum mimar tarafından yapıldığı yönünde Demetrios Cantemir'in (1673-1723) ortaya atmış olduğu iddia dayanaksız olup, Fatih camii ve külliyesini yapan mimarın Atik Sinan olduğu anlaşılmıştır. Bu mimarın mezar taşı Fatih semtinde Kumrulu mescit haziresinde yer almaktadır.
Fatih camii Edirne'deki Üç Şerefeli cami ile Bayezid ve Süleymaniye camileri arasında Türk büyük cami mimarisi gelişmesinin bir halkasıdır.
Caminin diğer mimarları arasında Mimar Ayas'ın da olduğu ve cami külliyesinde çalışmış olabileceği düşünülmektedir. 1509 yılında yaşanan büyük depremde Fatih camii kubbesinin hasara uğradığı, hatta sütun başlıklarının parçalandığı ve kubbenin çarpıldığı, külliyenin diğer binalarının bilhassa kubbelerinde büyük hasarlar oluştuğu bilinmektedir.
1557 ve 1754 depremlerinde de hasarlar gören cami her ne kadar onarılmış olsa da 1766 depremine dayanamamış ve büyük kubbesi tamamen çöktüğü gibi duvarları da onarılamayacak derecede yıkılmıştır. 

Sultan 3. Mustafa (1757-1774) Haşim Ali Bey'i bina emini tayin ederek önce türbe ve külliye binalarını tadil ettirmiş, Fatih camisinin yeni bir plana göre aynı yerinde inşasına ise 1767'de önce Sarım İbrahim Efendi, sonrasında İzzet Mehmed Bey yönetiminde girişilerek 1771 senesinde caminin açılışı yapılmıştır.
Bugünkü mevcut Fatih camii ilkinden çok farklı olmakla beraber, bazı yerlerinde eskisini hatırlatan iz ve kalıntılar görülebilir. 19. yüzyıla kadar tek şerefeli olan minarelere bu yüzyıl içinde birer şerefe eklenerek minareler yükseltilmiş, aynı yüzyıl sonlarında bunların külahları taştan olmak üzere yenilense de 1966-1967'de bunlar tekrar kurşun kaplı ahşaba çevrilmiştir.
İlk Fatih camisinin ortada bir büyük kubbesi ile mihrap tarafında bir yarım kubbesi ve yanlarda daha alçak üçer küçük kubbeli bölümleri bulunduğu eski gravür ve minyatürlerden anlaşılmaktadır.
İlk Fatih camisinden günümüze kadar gelebilen kalıntıların başında eski dış avlu kapısı gelir. Bunun üzerinde kakma tekniğinde renkli taşlarla bezenmiş bir taç kısmı vardır. Cümle kapısı duvarı ve buna köşelerde bitişik iki minarenin kürsü ve pabuç hatta gövdelerinin başlangıçları da ilk Fatih camisinden kalmıştır. İç avluda görülen iki pencere alınlığını süsleyen bir çift çini panoda birinci Fatih camisinden kalanlardandır. Tamamen 15. yüzyıl özelliklerine sahip olan bu çini levhalardan birinde besmele, diğerinde kısmen Ayetel-Kürsi yazılmış olup aralarında 15. yüzyıl çini süslemelerinde görülen sarı renk kullanılmıştır. İlk Fatih camisinin içinin çiniler ile kaplı olduğuna ihtimal verilmektedir.
1766 depremi ardından 3. Mustafa tarafından yaptırtılan ve bugün görülen ikinci Fatih camii bütünüyle değişik düzende inşa edilmiştir.
Avluyu takip eden ve son cemaat yerini ayıran kuzey duvarı da ilk camiden kalmış, kıble duvarı ileri alınlığından cami harimi dahada büyümüştür. Taç kapı üzerinde Ali Sofi tarafından yazılmış iki satır halinde bir kitabe yer almaktadır. Caminin esas mekanı dört yarım kubbe ile desteklenen bir ana kubbe sistemine göre evvelce Şehzade, Sultan Ahmed ve Yeni Valide camilerinde uygulanan düzende yapılmıştır. Dört kemerin desteklediği bu örtü, ortadaki dört payeye bindirilmiştir.
Düzen klasik mimariye uymakla beraber payelerin yarım yuvarlak köşe pahları ve bilhassa kemer ve yarım kubbe başlangıçlarını ayıran kademeli profilli silmeler 18. yüzyılın ikinci yarısında Türk sanatına hakim olan barok üslubun özelliklerine sahiptir. Caminin iç yüzeyini kaplayan kalem işi nakışlar barok üsluptadır...