OSMANLI SARAYINI 40 YIL PARMAĞINDA OYNATAN KADIN : KÖSEM SULTAN.


OSMANLI SARAYINI 40 YIL PARMAĞINDA OYNATAN KADIN : KÖSEM SULTAN
(YAZAN : YILMAZ ÖZTUNA)

Çıkan kısmın özeti : Dördüncü Murad öldükten sonra şehzadelerinden hiçbiri yaşamadığı için yerine kardeşi İbrahim geçti. Sultan İbrahim annesi Kösem'i işlerine karıştırmadığı için valide sultan öz oğlunun kuyusunu kazmaya başlamıştı. Kösem sultan; kazaskerleri, ocak ağalarını, hatta Şeyhülislam'ı ve Sadrazam Koca Mehmet paşayı kendi tarafına çekti. 1648 yılının 8 Ağustos günü sabahı eski Sadrazam Ahmet paşayı linç eden asiler saraya yürüyüp oğlu 4. Mehmed lehine tahttan feragat için Sultan İbrahim'e baskıya başladılar..

Sultan İbrahim, Sadrazam Kara Çelebizade Abdülaziz efendiye şöyle cevap verdi :
- Yalan söylersin. Kafirler Bosna'yı almadı. Kullarım Zadra'yı fetih etti. Venedik gemileri Boğaz'dan çoktan gittiler.
Abdülaziz efendi :
- İşte, dedi. Vezir-i azam, şeyhülislam ve kazaskerler buradadır. Onları yalanlıyorsun, Sen katli vacip kimselerin sözüne güvendiğin için alem bu şekle girdi. Sen padişah olamazsın. Ve hilafetin geçerli değildir. Amma şehzade talim kabur eder, vezir-i azam işleri görür ve kanunlar icra olunur.
Sultan İbrahim'in her sözüne cevap verilip susturuldu. Bu sefer döndü, nimetlerini sayıp karşısındakileri utandırmaya teşebbüs etti. Şeyhülislam Abdürrahim efendiye döndü :
- Bre Abdürrahim, dedi. Ben seni müftü etmedim mi ? Şimdi sen bana kast edersin ?
Şeyhülislam cevap verip :
- Hayır, dedi. Beni Allah müftü eyledi !
Sultan İbrahim bu cevaba ziyadesiyle üzülmüştü. Ellerini gökyüzüne tutup :
- İlahi, ben bunları sana saldım. Sen bu zalim ve gaddarların hakkından gel. Cümlesi ittifak ile üzerime hücum ettiler, diye beddua etti.
Söz çok uzadı. Sonunda Sultan İbrahim iki elini yüzüne sürüp :
- Hoş imdi, başıma yazılan bu imiş, emir Allah'ın deyip gitti.
Ta ki mahpes kapısına vardılar. Bir kagir odanın demir penceresinden yemek sahanı girecek kadar kesip, diğer pencerelerini ve camlarını duvarla örmüşlerdi. İki cariye ve malzeme, her ne ise o oda içine konup hazırlanmıştı. Hemen padişahı içine tıkıp demir kapısını çektiler. Büyük bir demir asma kilit astılar. Kilide kurşun döktüler. Tellallar şehre yayıldı. Şehir kapılarının, dükkanların ve çarşıların açılması tembih olundu. Büyük şair şeyhülislam Bahayi efendi sonradan olayı bir dostuna şöyle anlatmıştır :
- Bu suretle Sultan İbrahim, hemen hemen canlı olarak defin edildi. Zira kapatıldığı yer birbirine geçmeli iki oda idi. Bir ocağı vardı. Bir küçük bacası gökyüzüne bakar ve bir penceresi, iki yemek sahanı sığacak kadar yeri kesilip önünde dehliz divanı ancak görünürdü.  Başka bir şey görünmezdi. Ertesi gün "Hal edilen padişah kaçmış" diye bir rivayet çıktı.
Bütün dükkanlar kapandı. Halka gulgule düştü. Valide Kösem Mahpeyker Sultan :
- Mahpesi bir hoşça kapatıp, kapısına duvar yapsınlar ! diye emir gönderdi.
Vezir-i azam, Şeyhülislam efendi diğer vezirler ile ulema dehşetle saraya vardılar. Mimar getirtip mahpesin (mapusun) kapısını ve yemek verecek delikten başka pencerelerini kireç ve horasanla kapatıp dağıldılar.
Cihan padişahının hapishaneye konulması, üzerine duvar örülmesi, Sultan İbrahim'in gece ve gündüz feryat ve inlemesi, haykırış ve küfürleri Enderun halkını mateme boğdu. Tahammül edemediler, aralarında toplanıp dedikoduya başladılar.
Sipahiler'de ayaklandılar. Sultan İbrahim'in hal edilmesine itiraz ettiler. Bunlar duyuldu ve işitildi. Hal işine karışanların kalplerine korku düştü. Bir araya geldiler. Padişahı ağalar vasıtasıyla ortadan kaldırmaya karar verdiler.
- İlmi ve askeri makamları ehline vermeyip, rüşvetle ve ehil olmayanlara tevcih etmekle nizam-ı aleme halel veren padişahın tahttan indirilip katli caiz olur mu ? diye fetva istediler.
- El-Cevap : Olur ! şeklinde fetvayı aldılar.
Şeyhülislam Abdürrahim efendi ve Sadrazam sofu Mehmet paşa, Kazaskerler, Yeniçeri ağası, Murat ağa ve Kara çavuş kalkıp kalabalıkla saraya vardılar. Ağustos ayının 8. gününe rastlayan Recep ayının 28. günü önlerinden sarayın iç halkı kaçışıp kimse mukavemet etmedi. Oğlunun hayatta kalmasını kendi istikbali için en büyük tehdit unsuru olarak gören Kösem Sultan, bunun için sarayda bütün tertibatı almıştı. Sadrazamla, Şeyhülislamın hizmetkarları hapishanenin kapısını yıktılar. Sultan İbrahim vaziyeti görüp :
- Benim nan-u nimetim yiyenlerden bana acıyacak kimse yok mudur ? diye feryada başladı.
Saray halkı bu feryatları duyup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Vezir-i azam, Cellat Kara Ali'yi beraberinde getirmişti. Fakat cellat başı bir tarafa sıvıştı.
Artık vaziyet bir fitneye sebep olacak mertebeye geldi. Vezir-i azam olacak budala, hain elinde asa dışarıya çıkıp Kara Ali'yi aramaya başladı.
Çaresiz Kara Ali, yamağı hamal Ali ile içeri girdi. Şeyhülislam Bahayi efendi bizzat şahit olduğu bu hadiseyi sonradan bir dostuna şöyle anlatmıştır :
- Vezir-i azam ile Şeyhülislam, yalnız ikisi cellatları önüne katmıştı. Diğer devlet adamları ise bir köşeye sinmişti. Sultan İbrahim'in odasına girdikleri zaman biz dahi dehlizden bakıyorduk. Padişah gül rengi bir atlas entari giymişti. Ayağında kırmızı çakşır vardı. Başında basit bir başlık bulunuyordu. Sol eline Kuran-ı Kerim'i almıştı. Şeyhülislam Abdürrahim efendiye hitap edip :
- Baka Abdürrahim, dedi. Yusuf paşa bana senin için "fitneci bir dinsizdir, tepeleyin !" demişti. Seni öldürmedim. Meğer sen beni öldürecek imişsin. İşte Allah'ın kitabı ! Beni hangi hükme dayanarak öldüreceksiniz ?
Bu feryatlar içinde cellatlar Sultan İbrahim'e yaklaştılar. Boğaz sıkan ibrişim kementle padişahın hayatını sona erdirdiler.
Sultan İbrahim 33 yaşındaydı ve saltanatı sekiz buçuk yıl sürmüştü. Annesi Kösem'in onayı olmasaydı öldürülmesi imkansızdı. Osmanlı tarihinde bir ananın oğluna kıydığı ilk ve son olaydı bu olay...