Ömer Lütfi Akad


LÜTFİ AKAD
(Yazan : Coşkun Şensoy)
Lütfi Akad, iyi bir maliyeci iken nasılsa rejisör olmuştur. "Hiçbir zaman rejisör olmayı tam düşünmedim ama belkide en mühim sebep talebeyken tiyatro ile ilgilenmiş olmamdır." diyor.
İlk defa 1946'da Şakir Sırmalı ve arkadaşlarının kurduğu Sema filmin prodüksiyon müdürlüğü ile sinemaya geçen Akad, bir arkadaşının yarım bıraktığı "Unutulan sır" filminin bitimini sağlamış. Bir süre Lale filmde muhasebeci olarak çalıştıktan sonra aynı işi Erman kardeşlerde devam ettirmeye koyulmuştur. Üç sene sonra bu şirkette rejisör olarak ilk filmi "Vurun kahpeye"yi meydana getirmesini şirketin sahibi Hürrem Erman'a borçlu olduğunu söylüyor. "Düşünün bir kere." diyor. "Filmin senaryosunu yazarken rejisörlüğünü de sizin yapacağınızı söylüyorlar." O zamanki heyecanını hala hatırlarmış. Vurun kahpeye'de İstiklal savaşı sıralarında ülkücü bir köy öğretmeninin gericilerle mücadelesini gerçekçi bir tutumla ele alan Lütfi Akad, Türk filmciliğinde tutulması gereken yol için ilk adımı atanlardan olmuştur. Bugüne kadar yaptıkları içinde (Kanun namına, İngiliz Kemal, İpsala cinayeti, Katil, Öldüren şehir, Bulgar Sadık, Kardeş kurşunu, Beyaz mendil, Meçhul kadın, Ak altın, Zümrüt, Yalnızlar rıhtımı, Yangın var, Dişi kurt, Sessiz harp.) en önemlileri...
Bir ara (Tahir ile Zühre), (Arzu ile Kamber) filmlerinin çekimi için büyük bir teknisyen grubuyla Irak'a kadar uzanmış olan Lütfi Akad, ona sinemadaki gerçek yerini kazandıran filmlerini 1952-1953 yıllarında meydana getirmiştir.
İlk filmleri etkisini Avrupalı sinemacıların yumuşak bir realiteyle işlediği konulardan alır. Ama buna rağmen o filmlerini Türk filmciliğine uygun bir dille anlatmasını daima bilmiştir. Kanun namına, Öldüren şehir, Katil... filmleri buna örnek gösterilebilir.
Akad kendi kendini yetiştiren sinemacıların başında gelir. Filmlerinde sinema dilini iyi kullanması kadar, tekniği ve oyuncuları iyi idare etmesiyle de ün yapmıştır. Sinemayı sağlam bir yapı ve düşünceyle ilgili buluyor. Bu bütün güzel sanatlarda böyleymiş ama o sinemanın ifade yolu, çok zengin bir anlatım şekli olduğu kanaatinde. Türk sineması hakkındaki fikirleri... Kristalize olmuş belirli bir Türk sineması olmadığı şeklinde. Onca sinemamız bir doğum sancısı içinde imiş. "Şimdilik ne doğacağı meçhul ?" diyor. Tam bir Türk düşüncesi olmadıkça her şey gereksizmiş.
1960 yılında İstanbul belediyesi adına ses ve ışık gösterilerinde bulunmak üzere Paris'e giden Lütfi Akad, döndüğünde gördüklerini tatbik edebilmek için gerekli imkanı bulamamış. Bu sene Kenter kardeşlerde oynanan Raşomon ve Eurydice oyunlarının ışıklarını, Aptal kız ve Nalınlar'ın da dekorlarını yapan Akad, konuya tam inanılmadığı taktirde herhangi bir şekilde sanat yapmanın zor olduğu fikrinde...
Onu en çok ürküten oyunu bozulmuş oyuncularmış. "Öyleleri ile çalışmak, onlardan yararlanmak öyle zor ki, tahmin edemezsiniz..." diyor.
Bundan başka dünya sinemasından söz açan rejisör, bugün için Fransız sinemacılığının çoktan beri olması lazım gelen yerde bulunduğunu, Fransızların bir düşünce sineması meydana getirmiş olmasının, İtalyan realizminden, İngiliz form endişesinden, daha iyi olduğunu anlattı... Amerikan filmciliğini hesaba katmıyor. Dışarısı için film yapan kendini temsil edemez, diyor.
Lütfi Akad filmlerinde realiteden çok şiiri tercih eder, sinemayı bir şiir aracı olarak ele alırmış. Sansür için, öyle bir teşkilat olmamalı diyor.
Sinemaya seyrek gidermiş. En son gördüğü "Beyaz geceler"de tekniği ve oyunu başarılı olarak gösteriyor. Ayrıca renkli olması filme ayrı bir değer kazandırıyormuş.
"Genç rejisörlerden çok şey bekliyoruz." derken Halit Refiğ ve Ertem Göreç'i misal olarak gösteriyor. Akad'ın sinemada ilk çıkışı Kanun namına ile olmuş. Konu yetersizliğine rağmen Türk sinemasına bir temel teşkil eden filmleri ciddi ve titiz çalışmanın başarılı örneklerini defalarca tekrarlamıştır.
Rejisörün en çok şikayetçi olduğu meselelerden biri film çekilirken ark lambası kullanılamaması. "Projektörlerle yapılan aydınlatma dramatik anlatım gücünü bozuyor." diyor.
Rene Clair, Jean Delanoy, Marcel Carne gibi rejisörler filmlerinde ışıklandırmaya çok önem vermişlerdir, diyor. Mesleğinde onun en büyük desteği ışıkçılığı bilmesi kadar birazda resim yapabilmesi... Luchino Visconti'yi de çok takdir ettiği sinemacılara misal veriyor. Son filmi senaryosunu Vedat Türkali ile beraber hazırladıkları "Üç tekerlekli bisiklet" için şimdiden ümitli imiş.
Bundan başka filmlerinde yapmak istediğine tam erişemedim diyen Akad, çalışırken emin fakat heyecanlı olduğunu ve özellikle finallerde gereken niteliği veremediğinden bahsetti...1962