Türk resminin Lautrec'i, Fikret Mualla.


TÜRK RESMİNİN LAUTREC'İ "FİKRET MUALLA 1903-1967)
EN DEĞERLİ TABLOLARIYLA 10 DEĞERLİ TÜRK RESSAMI : 7
(Yazan : Elif Naci 1971)
Fikret Mualla, tipi kadar çizgileri ve yaşayışı ile de Fransız meslektaşına benzerdi...

Gidiş, o gidiş... Bir daha yurda dönmedi Fikret... Alabildiğine bohem ve derbeder bir yaşayışla kendini heba edip tüketti. Dört defa tımarhaneye girdi. Belki bin defada karakola götürdüler. İçti, içti... Paris meyhanelerinin kaldırımlarında yuvarlandı.
Onunla İstanbul'da iken pek dosttuk. Ben Siirt mebusu Mahmut beyin çıkarttığı "Milliyet" gazetesinin sanat sayfasını hazırladığım günlerde bana Kisting'den, Modigliani'den, Siller'den dem vuran yazılar getirirdi. Hele Kisling'e pek hayrandı.
- Düşün Elif, derdi... Bu Bulgar kırması bir resim sattı mı mahallenin bütün fakir fukarasını atölyesine toplar, tavana salamlar ve jambonlar asar, fıçılarla şaraplar koyar. Vur patlasın çal oynasın sabaha kadar yer içerlermiş.
Onun benden uzak Paris'teki hayatını anlatanlardan dinlediklerim adeta bir facia romanıdır. Delice içer, delice resim yapar ve sızarmış... Hayatına aşk yoluyla kadın girmemiş. Fikret Paris'te Lautrec, Modigliani, Per Krohg gibi ustaların Joseph-Bara sokağında oturdukları eve yerleşmiş ve çala fırça çalışmış. Bu, baş döndürücü bir çalışmadır. Öyle ki bu tuvaller boyaları kurumadan resim simsarlarının eline yok pahasına geçer ve Montmartre'de yüksek fiyatla satılırmış.
Anlatılanlar doğru ise bir gün 20 franga sattığı bir resmi için ona "Sende akıl mı var ? O resimden anlamayan canavara güzelim resmi nasıl bıraktın ?" demişler. O da koşa koşa gidip o adamın elinden resmi 40 franga geri almış.
Paris'teki gurbet arkadaşı Abidin Dino, onun hakkında şöyle diyor : "Fikret Mualla üzerine 1001 hikaye anlatılabilir. Önemli olan o değil. Bence söylenmesi gereken şey Mualla'nın çizgi ve renk namusudur. Ressamca konuşuyorum Mualla en güçlümüz, en büyüğümüz, en pazarlıksız olanımız ve ayrıca en ressam olanımız idi. Ekmeğini, içkisini bir işçi gibi kazanmıştır. "
Fikret Mualla'yı kendi ifadesine göre kadınlardan yüzüne çevirten bir Alman kadınının kendisine söylediği şu sözler olmuş : "Akıllısın, zekisin, paranda var ama çok çirkinsin, hemde topal..."
Fikret Mualla İstanbul'da iken 9 yaşında ele avuca sığmaz zengin bir ailenin şımarık çocuğu idi. Bir gün Fenerbahçe sol açığı olan dayısı Hikmet Topuzer gibi futbol topuna olanca hızı ile vurmak istemiş ve ayağı kırılmış. Ayağı tam bir yıl alçıda kaldığı için yürüyüşünde hafif bir aksama vardı. Paris'te yaşadığı avare ve berduş hayatı ile bu aksama yüzünden onu Lautrec'e benzetenler olmuş.
Fikret Mualla'nın birtakım fobileri vardı. Bilhassa son zamanlarda polise karşı büyük bir hınç beslemeye başlamış Paris'te onu tanıyanlardan dinlediğimiz bir olayı buraya alalım :
Evin altındaki komşusu polis memurunun tepesinde yaptığı patırtılar her türlü tahammülün hududunu aşmış. Hele bir gün işi iyice azıtmış. Komşusunun penceresini açık bulunca atlamış içeri. Bakmış ki salonun ortasına kurulmuş çiçeklerle süslü mükellef bir ziyafet sofrası. Çıkmış masanın üstüne ve iğrenç bir iş yapmış. Meğer polis o gün kızını evlendiriyormuş. Bunun kimin tarafından yapıldığını derhal anlayan zavallı adam olayı bir zabıtla tespit ederek bizim dostu tuttukları gibi tıkmışlar tımarhaneye.
Fikret Mualla karamsar günlerinde dostlarına şöyle derdi : "Eğer bir gün benim öldüğümü duyarsanız sevinin ve kurtulduk deyin..."
Fikret Mualla 1967 yılı temmuz ayının 19. gecesi 30 yıl yaşadığı Fransa'da Mane bakım evinde hayata gözlerini yummuştur. Şimdi bu büyük Türk ressamı Alp dağlarının eteğinde bir köy mezarlığında yatmaktadır...