Eren Dede Türbesi, Turgutreis Bodrum Geçtiğimiz yıllarda farkına varamayıp anca bu sene farkına varabildiğim türbe. Türbe Bodrum, Turgutreis'te Şevket Sabancı Parkı içerisinde tam Turgutreis Heykeli karşısında yer almakta. Farkına varmamı sağlayan küçük bir muhabbet ve insanların orada yoğunlaşmasından ileri geldi bu sene. Dilekleri kabul olanların şekerleri, bozuk paraları ayrı bir konu. Eren Dede'ye gelecek olursak yerel halka sorduğumda "Eski bir ermiş", "Vallahi bir bilgimiz yok", "Marmaris'teki Eren Dede aslında bu olabilir" cevapları ile karşılaştım. Park tamamlanıp 2003 hizmete açıldığında türbe muhafaza edilip 1988'de bir tamirden geçmiş. Eren Dede yazılı mezar taşının yanında bu belirtilmiş. Bana ilginç gelen konu ise mezar taşlarından yazısız olanına gelenler küçücük taşları sürterek yapıştırmaya çalışıyorlar. En altta görülen videoda görüldüğü gibi. Bir kısım ziyaretçi bu işlemde başarılı, bir kısım başarısız oluyor. Eğer taş tutarsa dilek olurmuş diyorlar. Ben bir tane tutturmaya başardım. Alttaki ilk foto. O esnada yanımda yanımda olan iki bayanda birer tane taş tutturmayı başardı. Parmaklarıyla işaret ettikleri onların taşları. Bu taş yapıştırma işinin bilinmedik bir yönü olabilir veya fiziksel bir açıklaması da olabilir düşüncesi ile türbeden seneye görüşmek üzere ayrıldım. |
Eren Dede Türbesi
Tarihi Mısır Çarşısı Dua Meydanı Ahşap Ezan Köşkü
Tarihi Mısır Çarşısı (1597 - 1664) Dua Meydanı Ahşap Ezan Köşkü Güney Doğu (Kıble yönü) üzerinde yer alan bu balkon Ezan Köşkü olarak adlandırılmıştır. Mısır Çarşısı çifte çarşı olma özelliği ile iki çarşının birleşimden oluşmuş bir yapıdır. Uzun ve kısa kenarının birleştiği bu noktada (Dua Meydanı) yer almaktadır. Sabahları çarşı esnafı burada toplanır ve dua ederek iş gününe başlanırdı. |
Philips buzdolabının da kalitelisini yapar
Philips buzdolabının da kalitelisini yapar Philips, kalitesiyle ün yapmıştır yıllardan beri. Çünkü mamullerinin eski modelleri bile hala sağlam, güvenle kullanılıyor birçok evde. Buzdolabı da yapıyor Philips. Aynı mükemmel ve şaşmaz kalitede. İyi soğutan, kullanışlı, uzun ömürlü ve gösterişli Philips buzdolapları. Philips garantisi ve servisi daima arkalarında. Bir buzdolabı alacaksanız, Philipsleri de görün muhakkak. Avrupa'da üç milyon aile güvendi, seçti, kullanıyor Philips buzdolaplarını. Belki siz de... (1973) |
Arçelik Cila Makinası
Pablo Picasso 26 Nisan 1973 Hayat Dergisi Kapağı
Pablo Picasso 26 Nisan 1973 Hayat Dergisi Kapağı (Fotoğraf : Yousuf Karsh) |
Nobel edebiyat ödülünü kazanan ilk kadın : Selma Lagerlöf
Hülya Koçyiğit 2 Ağustos 1973 Hayat Dergisi Kapağı
Hülya Koçyiğit 2 Ağustos 1973 Hayat Dergisi Kapağı (Fotoğraf : Erol Dernek) |
Antalya Altın Portakal Film Festivali 1973
10. ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ Festivalin ilk günü düzenlenen geçit törenini takip eden Antalya halkı caddeleri ve binaların çatılarını doldurmuştu. Menderes Utku (Afacan), Zeynep Aksu ve Murat Soydan'ın yer aldığı yıldızlar kervanının geçişi ve onları salkım saçak seyreden halk... |
Herkesin Elinde Bir Altın Portakal Bu yıl onuncusu yapılan Antalya Altın Portakal Festivali ödülünü kazanan yıldızlar ödülleri ile halkı selamlıyorlar. Bir zamanlar dal gibi bir kadın olan Semra Sar, Menderes Utku, Yıldırım Önal, Tarık Akan ve Hülya Koçyiğit |
İki Mısırlı Adına bakarak erkek sanılan Mısırlı Suat Hüsnü'ye de bir "Altın Portakal" verildi. Yıldızı ilk kutlayan arkadaşı aktör Hasan Fehmi oldu... |
İlk Dans Selim'in Hülya Koçyiğit'e ilk tebrik Tarık Akan'dan gelmişti. İlk dans eşi Selim Soydan'ın oldu. O sırada baloda bulunanların bakışları genç çiftin üzerinde idi... |
Kadın Şarkıcıların Gösterisi Festival dolayısıyla düzenlenen müzik şölenine katılan kadın şarkıcılar bir gün evvelinde televizyon programına çıktılar. Fotoğrafta Fatoş Balkır, Füsun Önal, Nilüfer, Esin Afşar, Nilgün Atılgan, Gökben, Asu Maralman ve Oya Alasya Antalya sahilinde poz verirlerken... |
Antalya Belediye Başkanı Dr. Avni Tolunay, Antalya'nın fahri hemşehrisi Zeki Müren'e ödülünü verirken... 1973 |
Josip Broz Tito Gücünü Dertlerinden Alıyor
Josip Broz Tito Gücünü Dertlerinden Alıyor... Ailesinin 13. çocuğu olarak dünyaya gelen Yugoslav devlet başkanı, çekirdekten yetişip Stalin'e ilk kafa tutan doğu bloku ülke liderlerinden biri olmuştu... Bugün (1973) yaşı 81 ve hala demir gibi... |
Üç Büyük Zevki : Okumak - İçki - Av |
Gençlik Yıllarında Yıl 1943. 2. Dünya savaşının en kanlı ve hareketli dönemi... Yugoslavya'nın bugünkü Devlet başkanı Tito henüz bir gerilla lideri olduğu bu dönemde Bosna'da bu pozu vermekteydi... |
Ve Yıl 1970 İtibarlı bir Devlet başkanı olarak Tito, yanında eşi Yovanka ile Belgrad'da Amerika Devlet başkanı Richard Nixon ve eşine verdiği resepsiyonda bir aradalar... |
Galatasaray (futbol takımı) 1972-73 sezonu
Şampiyon Galatasaray'ın Hedefi : Üçüncü Kupa... Üç yıl üst üste kazandığı Milli Lig şampiyonluğundan sonra Türkiye Kupasını da alan sarı-kırmızılı ekibin son hedefi : Cumhurbaşkanlığı Kupası. Fotoğrafta Galatasaray'ın 1972-1973 futbol sezonunun son karşılaşması Bursaspor maçına çıkan on biri. Ayaktakiler Soldan : Tuncay Temeller, Aydın Güleş, Mehmet Özgül, Olcay Başarır, Yasin Özdenak, Muzaffer Sipahi (Kaptan). Oturanlar Soldan : Bülent Ündar, Masör Kubilay Erginbaş, Mehmet Oğuz, Ekrem Günalp, Korhan Tınaz ve Mehmet Kurt. (Fotoğraf : Erol Dernek) |
91 yaşında bir delikanlı : Ardaş Panosyan
91 yaşındaki dans hocası Ardaş Panosyan : "Nerede o eski danslar ?..." diyor. Ama "Paris'te Son Tango" filminin estirdiği hava, dansta tangoya dönüş modasını canlandırdı bile... Ardaş Panosyan 91 yaşında ama gönlü hala genç. Öğrencisinin dershanesine gittiği vakit yerinde duramıyordu. Üç enfarktüs geçiren Panosyan üst fotoğrafta bir çarliston figürünü gösterirken... |
1926'da Paris Uluslararası Dans Akademisi'nde Türkiyeyi temsil eden Profesör Panosyan, diploması ve öğrencisi Ümit İris ile beraber iken... "Hey gidi günler ! Nerede o eski gençler ? Eskiden bir balo oldu mu deikanlıların yürekleri bir oturur bir kalkardı. Genç kızlar en güzel elbiselerini giyip anneleri ile baloya gelirler, kavalyeler polka, vals, mazurka alanında ustalıklarını göstermek için yarışırlardı... O zamanın moda dansları kadril, polka, mazurka, lansiye idi. Her dansın ayrı bir asaleti ve ağırlığı vardı. Bugün bu iş çoluk çocuğun eline kaldı. Bütün danslara "shake" deyip çıktılar. Dansı komik hale getirdiler, işin ciddiyeti kalmadı !..." Maziyi hasretle anan bu sözleri Türkiye'nin en eski dans hocalarından Panosyan söylüyordu. Profesör Panosyan dans dershanesini 1921 yılında Nişantaşı'nda bugünkü İngiliz Lisesi'nin sırasında yer alan Nuri Ziya sokağında açmış. Sonrasında Galatasaray'a nakletmiş. Bugün 91 yaşında (1973) ama yaşını hiç göstermiyor. Ve tam 55 yıldır fasılasız dans ediyor... Çarliston modası artık çok gerilerde kaldı. Erkeklerin paçaları dar pantolonlarla Ça-Ça yaptığı, etekleri volanlı veya alabildiğine kloş giyimli genç kızları Rock'n Roll dansının en çılgın figürleriyle havalara fırlatıp döndürdükleri günleri artık sayfaları sararmış takvim yapraklarına bakarak anımsıyoruz... Dansın ve müziğin böylesine dengesiz bir ortamda olduğu bir devirde bir grup genç eski klasik dansları yaşatma ve yeniden yayma çabasında. Bunun öncülüğünü de Panosyan'ın talebesi olan Ümit İris üstlenmiş. Eski danslara dönüşte "Paris'te Son Tango" filminin büyük etkisi var. Şimdiden Paris'te gençlerin dans salonlarında bol bol tango yaptığı bildiriliyor. Bu işe karınca kaderince katılan Ümit İris şunları söylüyor : "Dershanede 6 tür dans öğretiyorum. Program ünlü aktör Rudolph Valentino'nun meşhur ettiği tango ile başlıyor. Bolero, vals gibi ağır danslarla devam ediyor ve nispeten daha hareketli olan Ça-Ça, Mambo ve Samba ile bitiyor. Dershanenin özelliği dansı profesyonel anlamda öğrenmek isteyenlere yardımcı olabilmek. 40 yaşında olan ve yaşını hiç göstermeyen Ümit İris hocası Panosyan'ı işaret ederek "Dans, insanın genç kalmasını sağlar" diyor. Bu da bir düşünce elbette... Bir yandan Marlon Brando ve Maria Schneider'ın "Paris'te Son Tango" filmi, bir yandan da Panosyan devrinden kalanların çabaları... Bakalım bu çabalar eski dansları canlandırabilecek mi ?... |
Türkiye'nin En Küçük Judo Ekibi
|
HOCASINI YERE VURAN KÜÇÜK JUDOCU Cumhuriyetimizin gelecekteki genç bekçileri Atatürk'ün "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." ilkesine uygun olarak kendilerini bu şekilde hazırlıyor. Üzerlerinde tek tip judo kıyafeti bulunan miniklerden kimisi 3, kimisi 5 yaşlarında. Çevresinde toplaştıkları mindere çıkıp kendileri gibi mini mini pazılarını şişiriyorlar ve acı kuvvetlerini gösteriyorlar. Bazen ikili, bazen üçlü mücadeleye giren küçük judocular boylarından ve yaşlarından beklenmeyecek bir hüner sergiliyorlar. Haftanın iki günü hocaları Hakkı Koşar'ın denetimde çalışan bu minikler, ileride karateye başlayacaklarını söylüyorlar. Üstte Türkiye'nin sayılı judocularından birisi olan Hakkı Koşar'ı mindere vuran 4 yaşındaki Yağız Ertükel görülüyor... 1973 |
John Frederick Lewis
John Frederick Lewis'ın 1850'de sergilediği "Harem" adlı tablosu. |
John Frederick Lewis betimlemesiyle "İstanbul Limanı" 1838. John Frederick Lewis (14 Temmuz 1804, Londra - 15 Ağustos 1876, Walton on Thames) İngiliz ressam. Gravürcü Frederick Christian Lewis'ın oğludur. Çocukluğunda gravür sanatını babasından öğrenen Lewis 15 yaşında resim yapmaya başladı ve hayvan ressamı olarak ün saldı. Özellikle köpek ve at portreleri konusunda uzmandı. Ünlü ressam Thomas Lawrence'ın portrelerinin arka planlarında yer alan hayvanlar ve Windsor Sarayı av sahnelerini resmetti. Ayrıca sulu boya alanında uzmanlaştığı 1829'da Kraliyet Sulu Boya Ressamları Cemiyeti tarafından kabul edildi. 1827'de ilk İtalya yolculuğuna çıkan Lewis, 1832-1834 yılları arasında İspanya'yı gezdi ve bu sefer "İspanyol" Lewis olarak Londra ve Paris'te ün yaptı. 1835 ve 1836'da İspanya çizimlerinin taş baskılarını yayımladı. Bundan 1 yıl sonra Londra'da Illustration of Constantinople, made during a residence in that city in the years 1835-1836. Arranged and drown on stone from the original sketches of Coke Smyth by John F. Lewis adlı albümü basıldı. Bu başlıktan anlaşıldığı gibi bugün Lewis adıyla bilinen İstanbul çizimleri ressamın İstanbul'a gelmeden önce Coke Smith'in eskizlerinden düzenleyip taş baskı haline getirmiş olduğu resimlerdir. Bununla birlikte 28 adet olan bu resimler Batılılaşma eşiğindeki İstanbul'un en güzel görüntüleri arasındadır. Lewis'ın doğu ile ilgisi 1838 yılından sonra başlar. Bu tarihte Roma'da yaşayan ressam 1840'da Korfu Adası'na ve ondan sonra Arnavutluk ve Epir'e gitti. Bu dönemden kalan Yanya'ya ait çizimleri vardır. İstanbul'a 1841 civarı geldi. 1842 yılı yaz aylarında Anadolu'yu dolaştı ve oradan Kahire'ye gitti. 1844'de dostu Thackeray onu Kahire'nin Arap mahallelerinde bir Arap gibi yaşarken buldu. 10 yıl kadar süren bu Doğu seyahatinden sonra Lewis'ın Oryantalist dönemi başlar ve 12 yıl bir aradan sonra 1850'de sergilediği "Harem" adlı tablosuyla büyük bir ün kazanır. Ancak bu dönemin ilham kaynağını İstanbul ve Anadolu'dan daha ziyade Mısır ve Arap dünyası oluşturmaktadır. |
Türk Mutfağında Birleşmiş Milletler
TAYGA AKŞAMLARI İstanbul'un yabancı havası taşıyan lokantalarından birisi Tayga'dır. Tayga, Rusça'da step bozkır anlamına gelen bir kelimedir. Pek eski bir lokanta olmamakla birlikte Tayga, klasik Rus tarzında döşenmiştir ve Çarlık Rusyası'nın lokantalarını andırır. Müzik eşliğinde yemek yiyenlerin yemek seçtikleri menüde av hayvanları, domuz pirzolası ve özel Rus yemeklerinden başkasını bulmak imkansızdır. |
BEYOĞLU'NUN SEMBOLÜ Galatasaray'daki Degüstasyon İtalyan Lokantası Beyoğlu'nun adeta bir sembolüdür. Beyoğlu'nda Çiçek Pasajı'na gelirken eski Tokatlıyan Oteli'nin yanında çok kişinin dikkatini çekmeyen bir lokantadır. Gedikli müşterileri yıllarca İtalyan yemekleri ile karınlarını burada doyurmuşlardır ve üzerine İtalyan tipi Ekspresso kahvelerini yudumlamışlardır. Lokantanın adeta tarihi olan 38 yıllık şef garson Strati : - Eğer canınız şöyle mis gibi Spaghetti Napoliten isterse muhakkak bize gelmelisiniz, diyor. Ayrıca ekliyor : Sebzeli ministrone çorbası da gene bizden başka yerde bulunmaz. |
YEMEKLERDE YAŞIYOR İstanbul'da Rus mutfağının en eski temsilcisi Rejans'tır. İstiklal caddesine açılan Olivo geçidinde 1934 yılında ilk defa kapılarını açan Rejans, Çarlık Rusyası'nın havasını yansıtır ve özel Rus yemekleriyle ün kazanmıştır. Lokantayı açanlar Veronica Protoppova, Vera Çizir ve Tevfik Manars idi. Bir ara Atatürk'ünde ziyaret edip yemek yediği bu lokantanın içki bakımından özelliği, sarı votkadır. Limonla yapılan bu içkinin haricinde Rusların meşhur Borç çorbası her vakit bulunabilir. Piroşki denen etli börek ve kremalı kestane tatlısı ağzının tadını bilenlerin her zaman aradıkları çeşitler arasındadır. |
KENDİ ELLERİ İLE 30 yıldan bu yana Alman bayrağını İstanbul'da dalgalandıran Türkan Fischer'ın lokantası. Tünel'de petrol mühendisi Fischer'in açtığı küçük lokanta zamanında öyle büyük şöhret yapmıştı ki, burada bir kap yemek yiyebilmek için saatlerce sıra bekleyenleri olurdu. Bu alakanın sebebi Fischer'in dost ve babacan tavırları kadar, sarı saçlarının örgülerini sallaya sallaya acemice taşımaya çalıştığı Bomonti Biraları ile müşterilere neşe saçan kızının da rolü büyüktü. Dostlarının taktığı lakapla "Baba Fischer" 1943'de vefat edince, kızı çaresizce lokantayı kapatmak zorunda kaldı. Sonrasında aradan yıllar geçti ve bir gün Türkan Fischer Galatasaray'da yeniden lokantasını açtı. Bayan Fischer'in mutfağının en iyi yemeği Almanların ünlü Schnitzel'idir. Yanındaki patates salatasıyla bu yemek lokantanın adeta "alameti farikası" olmuştur. Palaschinken ve elmalı tatlı (Apfel Strudel) hayli nam salmıştır. |
Ali Sabancı'nın Sünnet Düğünü
Ali Sabancı başında şapkası, göğsünde kuşağı ve cicili - bicili kıyafetiyle sünnet düğünü günü tehlikeye meydan okurcasına kurulduğu koltukta hiç heyecanlı görülmüyordu... |
Hayırlı ve Şevket Sabancı'nın çocukları Ali'nin sünnet düğünü için İstanbul'da verilen davette Adana'nın ünlü aileleri bir araya geldi. Bu da, Sabancılar'ın çizdikleri mutlu tablo : Soldan itibaren Belkıs Sabancı, Hayırlı - Şevket ve Ali Sabancı, babaanne Sadıka Sabancı, Sakıp - Türkan Sabancı ve Yüksel - Erol Sabancı... |
Hayırlı ve Şevket Sabancı gecenin misafirlerinden Meserret Yeşilpınar ile... |
Süheyla - Sabahattin Ulukan, Akbank umum müdürü Medeni Berk'in eşi Mukadder Berk ve Suna Yaşar, Sabancı ailesini bu mutlu güne ulaştıkları için candan kutladılar, Sonra da birlikte eğlendiler... |
Adana'dan bu düğün için gelenler arasında Adana Belediye Başkanı Erdoğan Özlüşen ve Türkan Özlüşen ile eski Adana Valisi Lütfü Hancıoğlu... 1973 |
Kel Hasan Efendi
Kel Hasan Efendi (1868, İstanbul - 1929, İstanbul) Ortaoyunu ve tuluat sanatçısı. Doğum tarihi 1874, ölüm tarihini 1925 olarak gösteren kaynaklar mevcuttur. Fakir bir ailenin çocuğu olarak Kadıköy'de yoğurtçuluk yaptığı vakitlerde hevesli olduğu tiyatroya başladı. Yoğurtçuluğu sırasında da tuhaf halleri, ölçülü ve sevimli sesiyle halkı çevresine toplamayı bilirdi. Henüz küçücük bir çocukken ünlü komik Abdürrezzak Efendi'nin rollerinin neredeyse tamamını ezberlemişti. Önceleri Küçük İsmail Efendi'nin Kuşdili'ndeki tuluat tiyatrosunda külhanbeyi rolünde oynadı. Aslında komik rolüne çıkmak istediyse de bu rolün sahibi Abdürrezzak Efendi ile geçinemeyerek topluluktan ayrıldı. Şehzadebaşı'nda Hayalhane-i Osmani Kumpanyası adlı bir topluluk kurdu. Topluluğa Külhanyan ve Papazyan'dan başka kanto için Küçük Eleni alındı. Kel Hasan, Mardiros Mınakyan'ın o günlerde çok tutulan dramlarına karşılık sürekli komedi sergiledi. Abdürrezzak Efendi saraya alınınca tuluat komikliğinde rakipsiz kaldı. 1925'e kadar sürdürdüğü sahne hayatında gelişen batı tarzı tiyatroya rağmen ününü korumayı bildi. Saçı olmadığı için "Kel" lakabıyla anılan Hasan Efendi eski tip oyunların yanı sıra yeni tip oyunlara da ağırlık verdi. Başına yırtık bir fes giyer, kaşlarını siyaha, burnu ile yanaklarını kırmızıya boyardı. Elinde bir tavan süpürgesi, sırtında İstanbulini ile (Bu kıyafeti ustası Abdürrezzak Efendi'den almıştır) sahneye önce boş bir gaz tenekesi yuvarlar, ardından söylene söylene kendisi çıkardı. Bazen "Rüyada Taaşşuk" gibi kendi tertiplediği oyunlarda saatlerce sahnede tek başına kaldığı da olan Hasan Efendi kısık sesine karşın keskin zekası ve hazırcevap oluşu ile büyük övgü toplardı. Son ortaoyunu ve tuluat sanatçısı İsmail Dümbüllü onun yanında yetişmişti. |
Moşe Levi
MOŞE LEVİ (1826, İstanbul - 21 Temmuz 1920, İstanbul) Hahambaşı. Her kuşağında haham yetiştirmiş bir ailenin çocuğu olarak Hasköy'de doğdu. Haham olarak yetiştirildi. Hahambaşı Yakir Geron 1872'de istifa edince Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'nın tezkeresi üzerine toplanan Meclis-i Cismani ancak iki oturumda ve sert müzakerelerden sonra oy çokluğu ile Moşe Levi'yi hahambaşı kaymakamı (locum tenens) seçti. Görevinin başlangıç döneminde Moşe Levi başarılı bir icraatla Kuzguncuk İlkokulu'nu ve Protestan misyonerlerin propagandasının yoğunlaştığı Hasköy'de Piri Paşa okulunu açtırdı. Alliance Israelite Okulları İstanbul komitesi çalışmalarına hız ve düzen getirdi. Amacı muhtaç olanların giyim ihtiyaçlarını karşılamak olan Malbise Arumim hayır kurumunun çalışmalarını teşkilatlandırdı. Ancak, cemaat giderlerindeki savurganlık halka açıkça hesap vermekten kaçınılması, ariha (katkı payı) toplanmasındaki başarısızlık dolayısıyla ücret ve yardım ödemelerinin aksaması İstanbul Yahudilerinde ve aydınlarında huzursuzluk yarattı. Ünlü gazeteci David Fresko'nun 17 Ocak 1873 tarihli El Tiempo gazetesinde yayımladığı cemaatin 1872 yılı ikinci yarısı bütçesi bardağı taşıran son damla oldu. Tartışmalar şiddetlendi ve olaylar, gazetesinde bütçenin ve hesapların yanlışlığını kanıtlayan David Fresko'nun afaroz edilmesine kadar vardı. Levi sarayla olan yakın ilişkileri sayesinde muhaliflerini sindirmeyi başardı. 1893'de Sultan 2. Abdülhamid Moşe Levi'yi huzuruna çağırarak Yahudilerinde askere alınmasını ve bu arada Yahudi askerlerin dinsel gereksinmeleri için lüzumlu düzenlemeleri yapmayı düşündüğünü bildirdi. Bu görevin kendileri için bir onur kaynağı olacağını söyleyen Moşe Levi derhal Meclis-i Cismani'yi toplayarak bu yönde karar aldı ise de 2. Abdülhamid daha sonra bu projeyi gerçekleştirmedi. 1902'de Theodor Herzl Filistin projesini görüşmek üzere 2. Abdülhamid'in huzuruna çıktığında randevu alınmasına Moşe Levi'nin aracılık etmesine kızan padişah önce kendisine darıldı ise de daha sonra kendisini taltif etti. Moşe Levi, 2. Meşrutiyet'in ilanını takiben 12 Ağustos 1908'de görevinden istifa etmek zorunda kaldı. |
Lazzaro Franco
Lazzaro Franco ve Mahdumu firmasının ilanı. Beyoğlu'nda ünlü mefruşat ve bunun aksesuarlarını satan büyük mağaza. Sahibi Lazzaro Franco her ne kadar Pera'da ünlenmiş ise de mağazasını ilk açtığı yer Pera değil, İstanbul yakasında idi. Söz konusu mağazanın açılışı 19. yüzyılın ikinci yarısından ve Tanzimat ile yaşanan Batılılaşma hareketinden sonraya rastlar; Lazzaro Franco üretilecek mobilyalar için kumaş ve perde satan ilk mağazasını Kalpakçılarbaşı'nda ve 1880'li yıllar içinde Rızapaşa yokuşu üzerinde bir mağaza daha açmış, Kalpakçılarbaşı'ndaki mağazasını da ileride ve daha büyük mağazaya taşımıştı bu vesileyle. Zaman içinde Rızapaşa yokuşundaki mağazasını kapattı ve Fincancılar yokuşu üzerinde bulunan Şark Han'ın karşısında oldukça büyük bir mağaza açtı. Ayrıca yurtdışından büyük partiler halinde getirdiği kumaş ve mobilya için gerekli aksesuarları koyabilmek için yine ayrı yerde bir depo kiraladı. Bu arada Grand Rue de Pera (Cadde-i Kebir) üzerinde bulunan Hayden mağazası yeri Mabeyinci Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından satın alınarak buraya ünlü Anadolu Pasajı yapılınca Lazzaro Franco, İstanbul yönündeki mağazalarından sonra ilk kez yapımı yeni bitmiş olan Anadolu Pasajı'nın girişini kiralayarak buraya yerleşti. Döneminde mefruşatçılık işinde adeta tek isim haline gelen Lazzaro Franco, gittikçe büyümüş ve oğlunu da firmasına ortak ederek unvanını Lazzaro Franco ve Mahdumu olarak değiştirmişti. Cadde-i Kebir üzerindeki bu yerde uzun süre kalan Lazzaro Franco ve Mahdumu firması ülkemizde kazanç vergisinin şekillenmesi üzerine şimdiki Mısır Apartmanı'nın altındaki dükkana taşınmış, bu arada Kalpakçılarbaşı'ndaki işyerini de daha önceden tasfiye ettiğinden merkez olarak Mısır Apartmanı altındaki yeri seçmiş, Fincancılar yokuşundaki dükkanları da çalıştırmayı sürdürmüştü. O zamanlar (1928) Lazzaro Franco ve Mahdumu firmasının bulunduğu yerin bitişiğinde ve Acara sokağı ile köşe yapan yerde İş Bankası Beyoğlu şubesi bulunmakta idi. Bu bölüm daha Franco'ya geçmemişti. Ancak çok iyi bir mefruşatçı olmasına karşın Lazzaro Franco'ya 1942'de yürürlüğe giren Varlık vergisi dolayısıyla biçilen büyük tutardaki vergi firma tarafından ödenememişti. Ama araya Osmanlı Bankası girerek istenen verginin tümünü devlete verdi. Ancak Lazzaro Franco ve Mahdumu firmasının kapısına "Osmanlı bankası deposudur" yaftası yapıştırıldı. Bu sırada firma bu durumdan kurtulmak için yeni bir yol denedi. Önce Lazzaro Franco ve Mahdumu firmasını kapattı. Yerine "Ekrem Kulen ve Ortağı" firmasını kurdu (Bu kişi Lazzaro Franco'nun yanında çalışıyordu). Borç bitinceye kadar firma yaşamını bu unvanla sürdürdü. Borç bitiminden sonra firma eski adına dönüş yaptı ve Lazzaro Franco ve Ortağı adıyla yeniden doğmuş oldu. Bu arada İş Bankası Beyoğlu şubesi yeni yerine gidince boşalan yeri Lazzaro Franco ve Ortağı firması aldı. Bu arada Lazzaro Franco bilinmeyen bir sebeple vefat etti. Firma oğlu Lazzar'a kaldıysa da mağaza bu dönemden sonra (1970'ler) kısa bir süre daha yaşadı ve sonrasında kapandı. Firmanın Fincancılar yokuşundaki mağazası Ekrem Kulen'e kaldı. O da kısa bir müddet işi devam ettirse de nihayetinde o da mağazasını kapattı... |
Kuru Kahveci Mehmet Efendi
Kuru Kahveci Mehmet Efendi |
"DEDELERİMİZİN İÇTİĞİ KAHVE DE BU İDİ" Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları (İhap Hulusi Görey) |
"Dedelerimiz de Bu KAHVE'Yİ içerdi" (Fotoğraf ve afişler Burçak Evren koleksiyonu) |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)